resim1img_0353-3(Emeğe saygı çerçevesinde, bu sitedeki haberler kesinlikle kaynak belirtilmeden, diplomasimuhabirhaber ismi ve Sibel Yeşilmen imzası kullanılmadan diğer internet siteleri, gazeteler, ajanslar ve televizyon kanalları tarafından kullanılamaz. Bu hususa saygı duyulması rica edilir.)

ÖZEL RÖPORTAJ- Sibel Yeşilmen

 

1966 yılında Ödemiş’te doğdu. Batı Trakya göçmeni bir aileden geliyor. 1971 yılında Almanya’ya göç ettiler. Gurbetçi bir ailenin çocuğu olarak Almanya ile Türkiye arasında geçti hayatı. İstanbul Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Almanya’da Hukuk masterı yaptı. Ardından Dışişleri Bakanlığı’nın sınavına girdi, kazandı ve Ankara’ya geldi. Bangkok, Bonn, Tiflis, Düsseldorf görev yaptığı yerler arasında. Dışişleri’nde Kafkas dairesinde uzun yıllar çalıştı. 15 aydır Türkiye’nin Eritre’de henüz yeni açtığı Asmara’daki Büyükelçimiz.

25 yıllık dalgıç, sualtı fotoğrafçısı… Kayak yapıyor, bisiklete biniyor, yüzüyor… İyi bir aşçı, yerel bazı yarışmalarda dereceleri de olan bir fotoğrafçı… Ortaokul ve lise yıllarında şiir de yazan Fırat Sunel… Ama röportajımıza onu konu yapan özelliği bunların hiçbirisi değil; roman yazarlığı.

Diplomat-yazar Büyükelçi Sunel’in “Salkım Söğütlerin Gölgesinde” ve “İzmirli” olmak üzere 2 romanı bulunuyor. Yazar Sunel ilk romanında Ahıska Türkleri’nin bir gecede çoluk, çocuk, yaşlı, kadın bindirildikleri trenler ile evlerinden, yurtlarından koparılıp Sibirya’ya göç ettirilmelerinin hüzünlü, insanı derinden etkileyen hikayesini yazıyor. Bir diğerinde ise, tamamıyla farklı bir konuya, bir aşka parmak basıyor. resim

“SALKIM SÖĞÜTLERİN GÖLGESİNDE” TRT’DE YENİ SEZONDA DİZİ OLARAK YAYINLANACAK

“Tiflis tayini. Tiflis’te ilginç bir dönemdi. Oldukça hareketli bir dönemde oraya vardım. Gül devrimi öncesinde oraya gittim. O devrimi ve sonraki gelişmeleri beraber gördük.” sözleriyle o dönemi ve ilk romanı “Salkım Söğütlerin Gölgesinde”’nin yazılış hikayesini anlatıyor Büyükelçi Sunel. “Gürcistan’dan 1944’te sürülen Ahıska Türkleri’nin geri dönüşleri başlamıştı. Büyükelçilik Müsteşarı olarak bu konuyla ben ilgileniyordum. Ahıska Türkleri hakkında da o döneme kadar her diplomatın bilmesi gerektiği kadar bilgiye sahiptim. Tarihi itibariyle tabii ki biliyordum. Ama onların içine girip hikayelerini dinleyememiştim. 80 yaşında, 90 yaşında Ahıska Türkleri ile dağ tepe dolaştım. İşte o insanlar beni çok etkilediler. Onların mezar taşını bulamadıkları zaman oturup hüngür hüngür nasıl ağladıklarına şahitlik ettim. Sürgün hikayelerini bizzat kendi ağızlarından dinledim. “10382749_10205857737182748_6126525410445650985_n

“Salkım Söğütlerin Gölgesinde” romanını 4 buçuk yılda yazmış Büyükelçi Sunel. Roman bugüne kadar 4 baskı yapmış ve önemli bir haber, roman dizi oluyor. Hatta dizinin çekimleri bitmiş bile. Muhtemelen önümüzdeki sezonda Eylül veya Ekim gibi bir terslik olmazsa TRT’de de dizi olarak yayınlanacak. 4 bölümlük dizi ekranda “Büyük Sürgün Kafkasya” ismiyle seyirciyle buluşacak.

İZMİRLİ NİSAN’da TÜYAP KİTAP FUARINDA GÖRÜCÜYE ÇIKIYOR

İkinci Romanı “İzmirli” ise henüz bebek. 5 yılda yazdığı “İzmirli”, yeni yılla birlikte kitapçılarda, raflarda yerini almış. Satışları da gayet iyi gidiyor. 3 ay içinde ilk baskısı tükenmek üzere..

“’İzmirli’ ilkinden çok farklı. Daha geniş kitlelere hitap eden bir kitap. İlki çünkü tarihi romandı. Tarihi romanları herkes sevmeyebilir. “İzmirli” çok farklı bir çalışma. Bir psikolojik roman, bir aşk romanı. Günümüzde geçen bir roman. Tutkulu bir aşkın romanı. Roman kahramanı Eylül isimli genç bir kadın” diyerek yeni romanı hakkında bize biraz fikir veriyor Büyükelçi Sunel. Okumak ise artık bizlere düşüyor ve öğreniyoruz ki, “İzmirli” Nisan ayında TÜYAP İzmir Kitap fuarında görücüye çıkıyor.  

YENİ ROMAN YOLDA

Ya başka roman? Yazdığı başka roman var mı? “Yazıyoruz tabii” diye cevaplıyor Büyükelçi Sunel ve diplomasimuhabirhaber’e roman yazarlığının iki roman ile sınırlı kalmayacağının, bir diğerini daha yazdığının da müjdesini veriyor. Beşte birini yazmış bile yeni romanın ve Afrika’da geçiyor. Ama daha fazla detay alamıyoruz yeni romana ilişkin.

HAFTA SONU, BAYRAM, TATİL DEMEDEN SABAH 5’TE KALKARIM IMG_2396

İnsan diplomat olunca, hele hele kariyerinin zirvesinde Büyükelçi olursa, herhalde zor oluyordur yazmak, acaba nasıl fırsat buluyor yazmaya, hangi zamanlarda, ne ara yazıyor? işte bu soruyu soruyorum Sayın Büyükelçiye.

“Bu tamamen zamanı iyi kullanma meselesi. Spor yapmak gibi. Bir arkadaşınıza sorarsınız spor yapmak istiyorum, ama vaktim yok der, ama herkesin vakti vardır. Ben yıllardır aralıksız yazıyorum. Ve bir kitap yazmak da kolay değil. Benim de bir mesleğim var. Gürcistan dedim. Dışişleri’nde Kafkasya dairesi gece yarılarına kadar çalıştım. Düsseldorf’ta 300 bin vatandaşımız var; yoğun bir mesaiydi. Buraya geldim. Eritre ile ikili ilişkilerimiz elbette bir Bağdat gibi değil, ama yıllardır aralıksız yazıyorum.

Ben Cumartesi, Pazar, bayram demeden, her sabah 5’te kalkarım. 5’ten 8’e kadar. Önemli raporları da bu zaman diliminde yazarım, çünkü daha rahattır, telefon gelmez. İşle ilgili yazılarımı da o saatlerde yazarım. Kitaplarımı da o saatlerde yazarım. 3 saat, haftada ekstra 24-25 saat. Ve bu saat ne ailemden, ne işten çaldığım 24 saat. Saat 8 oldu mu, o laptop kapatılır. Ben ailemle yaşarken de böyleydi, şimdi de böyle. 8 de işe gidilir. Ertesi sabaha kadar yazarlık defteri kapanır. Çünkü mesleğime konsantre olmam gerekir. “İzmirli”yi Düsseldorf’ta yazdım, benden sonra genelde ilk oğlum uyanırdı. Oğlum merdivenlerden inmeye başladığı andan itibaren o laptop kapatılırdı. O andan itibaren kahvaltıda ailem ile olurdum, bu şekilde fedekarlık yaptığım zaman uykudan alınıyor. Buna alıştım.”

Peki ya kaç sayfa yazabiliyor acaba bir günde, o 3 saat dilim içinde? İşte bu soruma da şu şekilde cevap veriyor Büyükelçi Sunel:

“Bazen oturup bir sayfa yazıyorsunuz, bazen bir paragraf. Bazen ara veriyorsunuz. Bir ay, bir buçuk ay hiçbirşey yazamıyorsunuz. O bağlantıyı kuramıyorsunuz, içinize sinmiyor ve üzerine yatıyorsunuz.”

ASALA TERÖRÜ!!!

İki roman ve bir yenisi daha yolda. İlk kitap yazmaya profesyonel olarak 2004 yılında başlamış. “Yazmaya ne zaman başladınız derseniz, okumayı yazmayı öğrendiğimden beri yazıyorum. İlk romanımı ilkokul 3 veya 4’te yazmıştım. Robinson Crusoe’yu okumuştum, ondan çok etkilendim. Hayal ürünü. Benim romanımın ismi Afrikalı George’tu. İzmirde Mehmet Akif Ersoy ilköğretim okulunda öğretmenim Fatma Oya Sakatürk çok etkilenmişti. Her gün beni sınıfın önüne çıkartıyor, bir sayfa okutuyordu” diye ekliyor.

“Yazmak beni rahatlatıyor. Psikolojik olarak rahatlatıyor. Başka bir aleme giriyorsunuz, bir alemde yaşıyorsunuz. Ben diplomaside daha başarılı olduğumu düşünüyorum, artıları olduğunu düşünüyorum yazmanın mesleğime” diyor. Peki o halde bir başka soru. Acaba diplomatlığı bırakır da, roman yazarlığında kalır mısınız? Yoksa gerçekten diplomat-yazar olarak devam eder misiniz?

“Diplomatlığı bırakmam. Bırakmayı düşünmüyorum. Mesleğimi çok seviyorum. Ben daha lise çağlarımda  çok istiyordum diplomatlığı. Üniversite sınavına girdiğm zaman Siyasal Bilgiler’e girmek istiyordum. Hedefim diplomat olmaktı. Fakat babam o zamanlar diplomat olmamı istemiyordu. Çünkü ASALA terörü vardı. Babam ‘yurtdışında bizi temsil etmen benim için en büyük gururdur, bunu çok isterim, ama şunu biliyorum ki, acaba bir saldırı mı oldu, birşey mi oldu diye, haberleri seyredemem. O radyoyu kapatmak zorunda kalırım. Aklım hep sende kalır’ demişti.”

Hem babasını kırmak istememiş Büyükelçi Sunel hem de Dışişleri Bakanlığı sınavlarına girmeye engel olmayacak bir formül bularak Hukuk Fakültesi’ni yazmış ve kazanmış. Zira o dönemde diplomat olabilmek için ya İktisat ya Hukuk ya da Siyasal Bilgiler mezunu olmanız yeterliymiş.

“Onun üzerine ben Hukuk Fakültesi’ni yazdım, ama aklımda yine diplomat olmak vardı. Fakat babamı pek kırmak Istemiyordum. Baba dedim, bitiririm avukatlık yaparım O da ‘güzel bir yazıhane açarız’ dedi. ‘Avukatlık yaparsın filan’. Hukuk Fakültesi bitti. Ben Almanyaya gittim. Master ve doktora için. 6 yıl kaldım. O süre zarfında ASALA terörü çok şükür artık ortadan kalktı. Baba dedim, ben Dışişleri Bakanlığı’nın sınavına gireceğim dedim, o zaman ‘oğlum inşallah kazanırsın, seninle gurur duyarız’ diye konuştu.”

Babası maalesef hayatta değil artık Büyükelçimiz’in, ama bir yerlerde onunla gurur duyduğunu biliyoruz…

DİPLOMAT OLMASININ ROMAN YAZARLIĞINA KATKILARI VAR MI?

“Tabii ki. Şimdi şöyle. Farkında olarak ya da olamayarak bir romancının hayatta yaşadığı herşeyin yazarlığına katkısı olur. Mesleğinin de olur. Benim mesleğim diplomatlık. Fakat bizim mesleğimiz biliyorsunuz zor, zor olduğu kadar da ilginç bir meslek. Çok değişik yerlerde görev yapıyormunuz, çok farklı insanlar tanıyorsunuz, çok farklı kültürler. Bunları daha sonra süzgeçten geçirerek roman formatına aktarınca, katkısı çok büyük diye düşünüyorum. Bir gün gördüğünüz, aklınızın kenarına yazdığınız bir kişi, ileride sizin roman kahramanlarınızdan biri olabiliyor. “Salkım Söğütlerin Gölgesinde” de zaten bu şekilde başladı.”

“Salkım Söğütlerin Gölgesinde” deyince benim de soluk soluğa bir çırpıda keyifle okuduğum ve sonunda çok ama çok hüzünlendiğim kitabın kahramanlarını sormadan geçemeyeceğim. Ömer, Vitali Efendi, Deli Seyit, Nika, İzak Efendi, Otari ve diğerleri? Bu kişiler gerçek mi? Kurgu mu?

“Tamamen gerçek olması mümkün değil. Roman gerçekçilik değildir O zaman belgesel olurdu zaten. Ama bu karakterlerin büyük çoğunluğun esinlenildiği, gerçek hayatta olan kişiler var. Kendi tanıdığınız kişiler olabilir. Tamamı değil. Bir kısmını siz yaratırsınız, bir kısmını da bazı kişilerden esinlenirsiniz. Mesela, ana karakterlerden biri Ömer. O karakter Kazakistan’lı bir Ahıska Türkü’dür. En sonunda biliyorsunuz, Nika’yla karşılaşma sahnesi var. Ben o karşılaşma sahnesini 65 yıl sonra karşılaştığı eski dostuyla benzer bir şekilde yaşadım. Eğer benim Gürcistan’daki görevim sırasında olduysa bu, bu mesleğimin bana katkısı.”

1395926_10151959784692692_1809576437_n

Büyükelçi Fırat Sunel ile bir buçuk saat boyunca Eritre-İstanbul arasında Skype ile uzun bir röportaj gerçekleştirdik, kendisini tanıdığıma çok memnun oldum ve sonunda ne mi öğrendim? Hissettim… İşte sırasıyla şunları:

  • “Ben Almanya’daki bir işçi ailesinin çocuğu olarak Başkonsolos olan tek kişiyim. 4 yıl” diye bahsettiği o gururun, mutluluğun onda yarattığı heyecanı, keyfi, şerefi ben de onunla bizzat yaşadım. Naçizane, gurur duydum.
  • “Büyükelçiliği açacağımız zaman ben uçaktan tek başıma indim. Sonra yaza doğru Kararname çıktı. Şu anda personel sayımızda bir sıkıntımız yok. Çok kısa bir sürede, 15 aydır buradayım, ama artık dört dörtlük bir Büyükelçilik haline geldi.” dediği zaman ben de onunla sevindim, “yolunuz açık olsun Sayın Büyükelçi Eritre’de, Asmara’da size” dedim tüm kalbimle…
  • Büyükelçi Sunel aslında iyi bir aşçı, yemek yapmaktan da büyük keyif alıyor ama,Aşçımızı Türkiye’den getirttim, Eritre’deki diğer Büyükelçilikler’dekilerden kulağıma geliyor, ‘Bir davet olsa da gitsek, Türk yemeklerini yesek’ diyorlarmış, konuşuyorlarmış” dediği zaman, o yemeklerden ben de yemek istedim.
  • Ailede başka yazan var mı diye sorduğumda, “İnşallah kızım olacak. 14 yaşında. Herhalde bana çekmiş, yazmayı çok seviyor” dediğinde, babalar ile kızlar arasındaki o ilişkiyi çok iyi bildiğimden ve çok sevdiğimden, kızı için, tanımasam da, “Yaz Deniz’ciğim, baban bunu bekliyor” diye haykırmak, destek olmak istedim.
  • Dışişleri Bakanlığı’nda Yıldırım Keskin ile birlikte roman yazan ikinci diplomat olma özelliğini öğrendiğimde, ‘keşke daha fazla diplomatımız roman yazsa, ne hoş olurdu’ diye içimden geçirdim.
  • THY’nin haftada 3 kez İstanbul’dan Eritre’ye uçmaya başladığını öğrendim, memnun oldum.
  • “Yeni açılan bir Büyükelçilik ve uzun bir aradan sonra yeniden birbirini tanımaya başlayan halklar var. Osmanlı 350 yıl kalmış, ama üzerinden de zaman geçmiş. Büyükelçiliği açmak, işlevsel hala getirmek başlı başına çok ciddi bir işti, o tamamlandı. Daha sonra, artık ilişkilerin her gün siyasi, ekonomik, kültürel, eğitim, her alanda keşfi için bütün kapıları yoklayacağız. Büyükelçiler olarak fırsatların gelmesini beklemeden fırsatları kendimiz yaratmaya çalışıyoruz. Sürekli ilişkileri geliştirmek için ne yapmalıyız, derinleştirmek için ne yapmalıyız, ülkemizin burdaki görünürlüğümüzü arttırmak için neler yapılabilir? Hepsini takip ediyoruz. Yani amaç, ikili ilişkileri her aşamada, her yelpazede arttırmak, geliştirmek. 2015 yılı içinde karşılıklı üst düzey ziyaretler yapılacak “ dediğinde “kolay gelsin, başarılar sizinle olsun. Nice güzel romanlara Sayın Büyükelçi Sunel” dedim.

  Sibel Yeşilmen

Benzer Haber Getir
Daha Fazla  Sibel Yeşilmen
Daha Fazla  BÜYÜKELÇİLİKLERİMİZ

Bir Yorum

  1. Avni Aksoy

    14 Mart 2015 : 12:41

    Tebrikler. Hem size, hem de mükemmel bir yazar olan sevgili dostum Büyükelçi Sunel’e.

    Cevap ver

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Lütfen şuralara da bakın

Sibel Yeşilmen yazdı… “Dışişleri’nin Arslanlar’ı”

Haber: Sibel Yeşilmen “Dışişleri’nin Arslanlar’ı” … Tabir ba…